21 Mayıs 2008 Çarşamba

Advantage kartın 10. yılı

Dün, 20 Mayıs Salı akşamı Advantage kartın 10. yılı dolayısıyla davetli olarak Kylie Minogue konserini izledim.

Konseri izlerken şunları düşündüm.

Türkiye’nin ilk “çok markalı” taksitli kartı olan Taksitcard’ı Advantage’dan 2 ay önce çıkarmıştık. Üstelik arkamızda, Türkiye’nin en büyük perakende bankası vardı.

Taksitcard reklamları TV’lerde gösterilmeye başlandığı gün o bankadan kovulmuştum. Ertesi gün İstanbul’daki tüm billboard’lar, otobüs durakları, reklam panoları üzerinde adımın yazılı olduğu Taksitcard görselleri ile kaplanmıştı. Artık işsiz olduğum için, gün içinde rahatca gezebilirdim. Board’ların önlerinde ismimi parmağımla göstererek fotoğraf çektirdim.

Banka, önce taksitli işlemlere sırt çevirdi. Çok sonra, 1 Nisan 2004’de tüm kartlarını taksitli uygulamaya geçirdi.

Bugün, Türkiye’deki bütün kredi kartları taksitli işlem yapıyor. Bugün, Advantage kartın 10. yılını kutluyoruz. Bugün Taksitcard piyasada yok.

Piyasaya ilk giren olmasına rağmen, neden Taksitcard diye bir marka yok diye soruyorsanız… Vizyon eksikliği ve yönetim beceriksizliği diye yanıtlayabilirim.

15 Mayıs 2008 Perşembe

THY On-line

Yurt dışı seyahatim için THY’den bilet aldım. Uçuş saatinden 24 saat önce de “on line check in” hizmetini kullandım. Yerimi ayırttım.

Ertesi gün, oldukça erken bir saatte havaalanına gittim. İngiltere uçuşuna ait kuyrukta beklemeye başladım. Her kişi ile ayrı ayrı ilgilenen güvenlik elemanı, pasaportu ve bileti inceledi. “Bavulunuzu siz mi kapattınız; başkalarından İngiltere’ye gidecek birşey aldınız mı?” gibi sorular sordu.

Sonra da, “on line check in yaptıysanız, şu sıraya geçin” diyerek bir bankoya yönlenirdi. O bankodaki kuyruk, on line olmayanların kuyruğu ile aynı uzunluktaydı. Aradan 15 dakika geçti. Bizim kuyrukta kımıldama olmadı, ama güvenlik işlemleri sırasında arkamda olan kişi “on line olmayan” işlemini tamamlayıp uçağa binmek üzere, bekleme salonuna doğru yöneldi. On line için bir banko, on-line olmayanlar için iki banko ayrılmıştı. On-line bankodaki eleman, uykusunu yeterince almadan gelmiş olmalı ki, hareketleri yavaş çekim gibi idi. Elindeki kağıtlara 3 – 4 kez bakıyor, zaman zaman kaşlarını kaldırıp indiriyor, sonra da teker teker tuşlara dokunuyordu.

“On line” sırasında önümde bekleyen ingiliz turist de bu konuya dikkat çekti ve “bu on line uygulamanın anlaşılmaz” olduğunu söyledi. Ben dayanamadım, bankolarda çalışan personele “on-line kuyruğunun ilerlemediğini, diğer taraftaki sırada olsaydım, çoktan işlemimin tamamlamış olacağını” söyledim.  

On line bankosunda –yavaş çekim– çalışan eleman gürültüleri duyunca bir an başını kaldırdı ve sordu: “Ne oluyor?”.  Diğer bankolardakiler “Yok bir şey” dediler. Bizim uykulu eleman başını yeniden önüne eğdi. İşte o an biraz korktum. Bu on-line düzeni kuran kişiler, beni İngiltere’ye, bavulumu Dubai aktarmalı Hong Kong’a gönderirler diye ürktüm.

 Neyse, uyarılar üzerine, uzayan kuyruğu eritene kadar, ikinci bankonun on-line check-in yapanlara hizmet etmesine karar verildi. Durumu şöyle özetledim: THY on-line’da aksayan nokta, banko elemanının uykusuzluğudur.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Kart ile sadakat olmaz

İtiraf ediyorum. Yepyeni bir sadakat kartının çıkarılmasında katkıda bulundum. Üstelik, bu sefer “bildiğim kadarı ile” Türkiye’nin en gelişmiş marka kartını çıkardık. Positive kart

Yıllardır gerek konuşmacı, gerekse öğretim üyesi olarak sahneye çıktığımda, “Kart ile sadakat olmaz” diyorum. Kısaca marka kartının Türkiye’deki tarihçesinden söz edeyim.1997 - 1999 arasında sadece İstanbul’da 200′e yakın markanın kendi kartı vardı. Düşünsenize, alışverişe çıkan bir bayanın çantasına değil bavuluna ancak sığabilecek kadar marka kartı. Bu kadar kart olunca, hepsine sadık mı olunur. Hepsine birden sadık olunca, hiçbirine sadık olunmayacağı açık değil midir?

Sonuçta ne oldu?.. Bir üst satırdaki karmaşık durum ortaya çıktı. Anlamlı bir sadakat sağlanamadı. Bankaların “çok markalı kart” programlarının arasında kaynayıp gittiler. Bugün, bankaların programlarından bağımsız çok az sayıda marka kartı var.

Yakın gelecekte, uzun bir yazıda çıkış nedenlerinden başlayıp, çöküş nedenlerine kadar marka kartları piyasasında olan bitenleri daha ayrıntılı yazmayı amaçlıyorum.

Evet, ben de akaryakıt sektöründe bir marka kartı çıkarılmasına katkıda bulundum. Bu kart sadakat sağlar mı? Bence kart, müşterinin işlemlerinin izlenmesini ve değerlendirilmesini sağlar.

Akaryakıt istasyonunda güler yüzlü hizmet sunulursa, pompa görevlisi kafasını pencereden içeri sokmadan (müşterileri rahatsız etmeden) birebir ilişki kurarak akaryakıt cinsini sorarsa, “güvenli bir sürüş yapmanız için camınızı silmemi ister misiniz” derse, “yağınızı en son ne zaman kontrol ettirmiştiniz, şimdi kontrol etmemi ister misiniz?” diye sorarsa, tuvaletler temiz ise, market içinde aradıklarınız (sıcak havalarda soğuk kola veya dondurma) bulunuyorsa… bırakın puan toplayıp da hediye almayı, üstüne bahşiş bile bırakırsınız değil mi? (dahası için “sadakat” konulu uzun yazılara bakın)

Ben de bu nedenle diyorum, “kart ile sadakat olmaz” diye…