7 Ağustos 2008 Perşembe
Bugün bloglarda 2 yazı okudum.
Birinde, Kariyer Yolculuğu’na yorum yazan Hüseyin Güneş “Okuldan çıktığımızda hiç bir şey öğrenmemiş oluyoruz malesef” demişti.
Diğerinde, Project House tarafından yayınlanan Smart Marketing Journal’daki Rumuz: Pazarlamacı adlı yazıda, bir pazarlamacı bir çok beklentisini sıralıyor ve “Sanki yaşamı boyunca tüm kitapları okumuş gibi, “Bunlar kitapta yazmaz, iş hayatı kuralları farklıdır”, “Ben Mahmutpaşa (veya Kemeraltı) Üniversitesi’nden mezunum, senin diploman kaç yazar” diye tekrarlamayan, bir PATRON arıyorum” diyordu.
ODTÜ İşletmecilik Bölümü’nden hocamız Prof.Dr. Osman A. Ataç ise “Teori ile pratik arasındaki fark, insanın aklı ile ters orantılıdır” derdi.
Ben öğretilerden yanayım. “Bunlar kitaplarda yazmaz” diyenler genellikle zorunlu oldukları okul kitapları dışında (Red Kit, Tom Miks, Zagor, vb. hariç…) hemen hiç bir şey okumamışlardır.
Siz kendinizi onlara kaptırmayın.
Etiketler: kitap, öğrenmek
Kategori: yaşamın içinden, İş hayatı | 7 Yorum »
7 Ağustos 2008 Perşembe
Daha önce Kahveyle doldurmak isimli yazımda bahsettiğim “Görünmeyen Ekonomist” adlı kitabında Tim Harford, fakir ülkelerin neden fakir kalmaya devam ettiğini de inceliyor. İletişimin kolaylaştığı bu zamanda, araştırma ve geliştirmeye yatırım yapmayacakları için, bu ülkelerin daha hızlı gelişmesini beklemek gerekirdi. “Neden böyle olmuyor?” sorusunun bir yanıtı da “bürokrasi”
Bürokrasi’nin iki ayrı tanımı vardır.
Modern sosyolojinin kurucusu olarak bilinen Max Weber, o dönemin (mükemmel özellikleri ile meşhur) Prusya Ordusunu incelemiş ve aynı yapının sivil örgütlerde de geçerli olması gerektiğini savunarak “organizasyon teorisi”ni yaratmıştır. Organizasyonun düzgün ve doğru işlemesi için gerekli kurallar bütünü “bürokrasi” olarak tanımlanmıştır.
Ne var ki, tüm dünya, Karl Marx’ın “bürokrasi” tanımını bilir. İşlerin düzgün yürümesini engelleyen, her aşamada yeni bir form, yeni bi imza gerektiren sürecin adının “bürokrasi” olarak konması nedeniyle…
Her iki kavram da 1900’lü yılların ilk çeyreği içinde olmuşturulmuştur.
Sizce, 2008 yılında dünya ile iletişimi engelleyen kararların bunlarla bir ilgisi var mıdır?
Etiketler: bürokrasi, ilerleme, iletişim
Kategori: bilişim, yaşamın içinden | 1 Yorum »
5 Ağustos 2008 Salı
Soljenitsin vefat etmiş. Komünizm ve sosyalizm karşıtlığı, ama batı felsefelerine de uzaklığı; Tolstoy’un etkisi, vb… konularını internetten ve/veya gazetelerden de okuyabilirsiniz.
Soljenitsin ile 16 – 17 yaşlarımda, “İvan Denisoviç’in hayatında bir gün” isimli kitap sayesinde tanıştım. Tek bir günü anlatıyordu. 400 sayfaya yakındı. (Tolstoy etkisi.)
Sonra da Kanser Koğuşu adlı kitabını okudum. “Gulag Takımadaları’nı bitiremedim.
1980’lerin ortasına kadar TV yoktu. Boş zamanlarımızda kitap okurduk. “Okurduk” yerine, “elimizden kitap düşmezdi” demek daha doğruydu. Arkadaşlar birbirleriyle “hangi yazarın daha iyi olduğunu” tartışırlardı. (Benim favorim Jorge Luis Borges’dir)
Sonra TV geldi. İnsanlar açılış ve kapanışda söylenen iki İstiklal Marşı arasında televizyonunu hiç kapatmadılar. Hatta TV’nin icadından sonraki en büyük icadın “kapatma düğmesi” olduğu, istenirse kapatılabileceği gazetelerde de yazılmaya başlandı.
2000’li yıllar internet yılları oldu. (Erken uyanıp 1990’larda başlayan birçok değerli arkadaş hariç). Kitap okumak, az sayıda kişi dışında neredeyse tarihe karıştı.
Soljenitsin’i anmamın nedeni farklı. Özlü sözler defterim vardı benim. Beni etkileyen sözleri oraya yazardım. Bunlardan biri Soljenitsin’e aitti. “İdeoloji her suçu haklı kılar” tüm yaşamıma yön veren sözlerden biri oldu.
İdeolojiyi kabul etmeyenleri toplama kamplarına (onlara Gulag Takımadaları demişti) göndermek, hapiste tutmak makul karşılanabilir. Din adına öldürmek öğülebilir. Taraftarlık adına diğer takımın bayrağını sallayan arabaya saldırmak (hatta döner bıçağı ile maça gitmek) garip karşılanmayabilir. Sadece kendi okulumuzdan mezun olanları işe almamız desteklenir. Giderek sağlıklı düşünme yeteneğimiz kaybolur.
İnsan, her hangi bir konuda tarafsız düşünmeyi engelleyen her türlü inanışı “ait oluş” değil tehdit olarak algılamadıkça, işleyebileceği her suça kendisini ikna edebilecek bir bahane oluşturabilir. Unutmayın bağnaz olmak için mutlaka bir ideoloji şart değil. Taraftarlık, okuldaşlık, akrabalık bile sağlıklı düşünmenizi engelleyebilir.
Oysa yaratıcılık, kendisini tutan bağlardan kurtulduğu zaman yücelir.
Etiketler: ideoloji, Jorge Luis Borges, Soljenitsin, suç, yaratıcılık
Kategori: yaşamın içinden, İş hayatı | Yorum Yapılmamış »